Garip’ten İkinci Yeni’ye: Cumhuriyet şiirinin kısa haritası

Ölçüyü ve uyağı reddeden üç arkadaştan, imgenin peşine düşen bir kuşağa: yirmi yılda Türk şiirinin büyük dönüşümü.

1941’de Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet’in birlikte yayımladığı “Garip” kitabı, Türk şiirinde bir deprem etkisi yarattı. Kitabın önsözünde Orhan Veli, vezin ve kafiyenin şiirin özü olmadığını, şiirin “söylenen şey” olduğunu savunuyordu.

Sıradan insanın şiire girişi

Garip şairleri, şiire nasırından şikâyet eden Süleyman Efendi gibi sıradan insanları soktular. Söz sanatlarını, “şairane” kelimeleri ve ağdalı dili bir kenara bıraktılar. Şiirleri o kadar yalındı ki pek çok okur “bunu ben de yazarım” dedi. Ama bu yalınlığın arkasında büyük bir dil işçiliği vardı.

Taklitçiler ve tepki

Garip çok hızlı yayıldı; kısa sürede binlerce taklitçi ortaya çıktı. 1950’lere gelindiğinde şiir, gündelik hayatın sıradan bir kaydına dönüşmeye başlamıştı.

İkinci Yeni: İmgenin dönüşü

1950’lerin ortasında Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, İlhan Berk ve Ece Ayhan gibi şairler bu yalınlığa karşı çıktı. Onlar için şiir, dilin alışılmış anlamlarının ötesine geçen bir imge sanatıydı.

Bu şairler bir bildiri yayımlamadılar; onları birleştiren ortak arayışlarıydı. “İkinci Yeni” adını da eleştirmen Muzaffer İlhan Erdost koydu.

Bugünden bakınca

Garip ile İkinci Yeni, birbirine karşıt gibi görünse de aynı soruyu soruyordu: Şiir nedir ve dil şiirde nasıl yeniden kurulabilir? Bugün Türk şiiri, bu iki büyük hareketin açtığı yolların kesiştiği yerde duruyor.