Sadâbâd Şarkısı

Nedîm

Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâşâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ-i Tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât aktığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Geh varıp havz kenârında hırâmân olalım
Geh gelip köşk-i dil-ârâda nevâ-hân olalım
Gâh şarkı okuyup gâh gazel-hân olalım
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

İzn alıp cuma namâzına deyü mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıp iskeleye doğru nihân yollardan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Sen ile ben ve bir mutrib-i pâkîze-edâ
İzn alırsan eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bu gün eyleyip ey şûh fedâ
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Şiir üzerine

Nedîm, sevgiliyi Lâle Devri’nin gözde mesire yeri Sadâbâd’a davet eder. Şiirde soyut bir sevgili değil, annesinden “cuma namazına gidiyorum” diye izin alan, kayığa binip gizli yollardan kaçan gerçek bir İstanbullu genç vardır. Divan şiirinin mahallîleşmesinin en canlı örneğidir. Her bendin sonunda tekrarlanan “Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a” nakarattır.