Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı (12. – 19. yüzyıl): Tasavvuf düşüncesini halkın anlayacağı yalın bir Türkçeyle, çoğunlukla hece ölçüsüyle dile getiren tekke ve dergâh şiiri.
Âşık Edebiyatı (16. – 19. yüzyıl): Sazıyla köy köy, kahvehane kahvehane dolaşan âşıkların aşkı, doğayı, gurbeti ve ayrılığı söylediği halk şiiri geleneği.
Divan Edebiyatı (13. yüzyıl – 1860): Arap ve Fars edebiyatlarının etkisiyle saray ve medrese çevresinde gelişen; aruz ölçüsü, mazmunlar ve sıkı biçim kurallarıyla tanınan klasik edebiyat.
Tanzimat Edebiyatı (1860 – 1896): Batılı türlerin (roman, tiyatro, makale) Türk edebiyatına girdiği; edebiyatın halkı eğitme aracı olarak görüldüğü dönem.
Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedîde) (1896 – 1901): Servet-i Fünûn dergisi çevresinde toplanan, “sanat için sanat” anlayışını benimseyen, ağır ve süslü bir dille batılı tekniği olgunlaştıran topluluk.
Fecr-i Âtî (1909 – 1912): “Sanat şahsî ve muhteremdir” ilkesiyle yola çıkan, sembolizmin etkisindeki kısa ömürlü topluluk.
Millî Edebiyat (1911 – 1923): Sade bir Türkçe, hece ölçüsü ve Anadolu’ya yönelişle “millî” bir edebiyat kurmayı amaçlayan hareket.
Saf (Öz) Şiir (1920 – 1950): Şiiri anlamdan çok ses, ahenk ve imgeyle kuran; Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in açtığı yoldan ilerleyen estetik anlayış.
Toplumcu Gerçekçilik (1930 – 1980): Edebiyatı toplumsal adaletsizliği göstermenin ve değiştirmenin aracı olarak gören; köyü, işçiyi ve ezilen insanı anlatan çizgi.
Garip (Birinci Yeni) (1941 – 1950): Ölçüyü, uyağı ve “şairane” söyleyişi reddederek şiiri sokaktaki insanın diline yaklaştıran akım.
İkinci Yeni (1955 – 1965): Garip’in yalınlığına tepki olarak imgeyi, çağrışımı ve dilin anlam dışı olanaklarını keşfeden şiir hareketi.
Türk Romanında Modernizm (1950 – 1980): Bireyin iç dünyasını, yabancılaşmasını ve bilincini bilinç akışı, iç monolog ve parçalı kurgu gibi tekniklerle anlatan roman ve öykü.
Antik Yunan Edebiyatı (MÖ 8. – MÖ 4. yüzyıl): Homeros destanlarıyla başlayan, trajedi ve komedinin doğduğu, Batı edebiyatının kaynağı sayılan dönem.
Rönesans ve Hümanizm (14. – 17. yüzyıl): Antik Yunan ve Roma’ya yeniden ilgiyle insanı merkeze alan; yerel dillerde büyük edebiyatların doğduğu dönem.
Romantizm (1770 – 1850): Aklın yerine duyguyu, kuralın yerine özgürlüğü, evrenselin yerine bireyi ve ulusal olanı koyan akım.
Realizm (Gerçekçilik) (1830 – 1890): Hayatı olduğu gibi, gözleme dayanarak ve nesnel bir anlatıcıyla yansıtmayı amaçlayan akım.
Sembolizm (1857 – 1910): Şiirde anlatmak yerine sezdirmeyi, açıklık yerine telkin ve musikiyi esas alan akım.
Modernizm (1900 – 1945): Geleneksel anlatı biçimlerini kıran; bilinç akışı, parçalı zaman ve çoklu bakış açısıyla modern insanın iç dünyasını anlatan hareket.
Varoluşçuluk ve Absürt (1940 – 1960): İnsanın anlamsız bir evrende kendi anlamını yaratma sorumluluğunu ve özgürlüğünü işleyen felsefi edebiyat.
Büyülü Gerçekçilik (1940 – günümüz): Olağanüstü olanı gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi anlatan; özellikle Latin Amerika’da gelişen anlatı tarzı.
Postmodernizm (1960 – günümüz): Büyük anlatılara kuşkuyla bakan; üstkurmaca, metinlerarasılık ve oyunla gerçeğin kurmaca doğasını sorgulayan edebiyat.